| İçerik Sayfaları |
|---|
| Velayet ve Vesayet |
| Velâyet Çeşitleri |
| Velinin Mal Üzerindeki Tasarrufları |
| Velide Bulunması Gereken Nitelikler |
| Tüm Sayfalar |
Velâyet Terimi ve Kapsamı
Velâyet sözlükte; idare etmek, düzenlemek, işi üzerine almak, yardım etmek ve sevmek gibi anlamlara gelir. Bir terim olarak ise şöyle tarif edilebilir: Ergin, akıllı ve reşid olan bir kimsenin, eda ehliyeti hiç olmayan veya eksik bulunan başka birisinin şahsına veya mallarına ilişkin işlerini, gözetip yürütmek üzere onun yerini tutmasıdır.
Veli, küçük yaştaki çocuk, akıl hastası, ölüme götüren bir hastalığa yakalanan ya da bunama gibi bir nedenle kendi şahsı veya malı ile ilgili iş ve muamelelerini bizzat yürütmeye gücü yetmeyen kimseler adına bizzat muameleler yapmak veya onun yapacağı bazı muamelelere icazet vermek gibi önemli bir toplum hizmetini üstlenmiş olur. Bu ise bir hısımlık, sevgi, yardım gayesi gibi duygularla yapılır. Bu yüzden velâyet kelimesinde sevgi ve yardım anlamı vardır. Nitekim Kur'an'da "veli" ve çoğulu "evliyâ" kelimeleri "dost, yardımcı ve idareci" anlamında kullanılmıştır. Çeşitli âyetlerde mü'minlerin mü'minleri bırakıp kâfirleri ya da yahudi veya hristiyanları dost ve idareci (evliyâ) edinmemesi istenmiştir. (bk. en-Nisa', 4/139, 144; el-Mâide, 5/51, 56.) Başka bir âyette ise İslâm'ı alay konusu yapan ehl-i kitabın dost edinilmemesi ayrıca vurgulanmıştır. (bk. el-Mâide, 5/57.)
Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sefihtik, ölümle sonuçlanan hastalık ve borca batık olma gibi kısıtlılık nedenlerinden birisi bulununca, ehliyetsiz veya eksik ehliyetli duruma düşen kimsenin veliye ihtiyacı olur. Bu velâyet kısıtlının ya şahsı ile ilgili işler için ya da mallarına ilişkin muameleler için söz konusu olur. Malla ilgili velâyete daha çok "vesâyet" ve bu işi üstlenen kişiye de "vasi" denir.
Ehliyetsizi dışarıda temsil edecek olan veli ile ilgili olarak Kur'an'da şöyle buyurulur:
"Üzerinde hak bulunan kimse sefih veya zayıf akıllı olur yahut bizzat yazmaya gücü yetmezse velisi doğrulukla yazsın. " (el-Bakara, 2/282) (Delilleriyle Aile İlmihali)
Velâyet (Diyanet İşleri Başkanlığı İlmihali)
Sözlükte "idare etmek, düzenlemek, yaklaşmak, işini üzerine almak, yardım etmek, sevmek, salâhiyet" gibi anlamlara gelen velâyet, dinî bir kavram olarak, velîlik, ermişlik, Allah dostu olmak, dostluk, sadakat, başkası üzerinde söz ve tasarruf hakkı manalarını ifade etmektedir.
Fıkıh alanında velâyet, başkası üzerindeki tasarruf ve söz hakkını ifade etmekte olup, başkaları adına onların rızaları aranmaksızın hukukî işlemde bulunma yetkisi anlamına gelmektedir. Bu yetkiye sahip kimseye velî denir. Bu manada velâyet genel olarak velâyet-i âmme ve velâyet-i hâssa olarak ikiye ayrılır. Ayrıca bu iki kısımdan biri içerisinde olmakla birlikte, yetki alanına veya konusuna göre de velâyet çeşitli isimler almıştır. Meselâ, velâyet-i cerâim, velâyet-i kazâ, velâyet-i kısas, velâyet-i nikâh, velâyet-i zatiyye bunlardandır.
Velâyet-i âmme; umum mallara ve fertlere şamil olan velâyettir. Devlet başkanı, onu temsil eden, onun adına iş gören vali, hâkim gibi genel olarak velâyet hakkına sahip kişilerdir. Velâyet-i hâssa ise, kâsır olan kişinin mâlî ve şahsî işlerini yürütmek üzere, kanunla veya mahkeme kararıyla tayin edilen velînin velâyet hakkını ifade eder. Babanın, dedenin, amcanın velâyeti böyledir. Velâyet-i hâssa, velâyet-i icbâr ve velâyet-i ihtiyar olmak üzere ikiye ayrılır. Velâyet-i icbâr, velâyeti altında bulunan kimsenin rızasını almadan hakkında tasarrufta bulunma yetkisini, velâyet-i ihtiyâr ise, zorlayıcı olmayan, velâyeti altında bulunan kimsenin rızasıyla onun hakkında tasarrufta bulunabilme yetkisini ifade etmektedir.
Vesâyet sadece malî tasarruflarda söz konusu iken, velâyet kâsırın, yani çocuk, deli, bunak ve diğer mahcûr kişilerin mallarında ve şahsî işlerinde tasarruf yetkisine sahip olmaktır. Velâyette öncelik hakkı babaya aittir. Bundan sonra babanın belirlemiş olduğu vasî gelir. Daha sonra sırasıyla dede, dedenin belirlediği vasî, hâkim, hâkimin atamış olduğu vâsi gelir. (İ.P.)
Tasavvufta velâyet ise, Hakk'ın kulunu, kulun da Mevlâsını dost edinmesi, Allah ile kulu arasındaki karşılıklı sevgi ve dostluk; Allah'ın kulun, kulun da Allah'ın velisi (vekili) olması demektir. Kur'ân'da, Allah'ın müminlerin velisi (dostu), takvâ sahibi müminlerin de Allah'ın velisi olduğu belirtilmektedir (Bakara, 2/227; Enfâl, 8/34). Allah'ın kulunu dost edinmesi, kulun tüm işlerini yönetmesi, kulun Allah'ı dost edinmesi ise yalnız O'na kulluk etmesi ve boyun eğmesidir. Bir âyette Allah'ın dostlarına korku olmadığı ve onların üzülmeyecekleri bildirilmiştir (Yûnus, 10/62). Hemen peşinden gelen âyette ise Allah dostlarının nitelikleri sıralanmıştır. Bunlar inanmak ve takva sahibi olmaktır (Yûnus, 10/63).
Mutasavvıflara göre dört türlü velâyet vardır; velâyet-i uzma; son Peygamber'in velâyeti, velâyet-i kübrâ, diğer Peygamberlerin velâyeti, velâyet-i vüstâ; Evliyanın velâyeti, velâyet-i suğrâ; müminlerin velâyeti. (M.C.)
| < Önceki |
|---|






