İslam İlmihali

Allah Katında Din İslamdır

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Üç Aylar Recep Şaban Ramazan

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

Üç Aylar, Kamerî Takvime göre, Recep, Şaban ve Ramazan aylarıdır. Bu aylar, rahmet dalgalarının başladığı, mânevî huzur ve sükunun kalplere doğduğu, ilâhî rahmetin coştuğu aylardır. Bu aylar girince, mü’minlerin ruhlarını mânevî bir hava kaplar, bu mübârek aylar içerisinde öyle feyizli ve bereketli geceler vardır ki, Yüce Allah’ın rahmeti, bu gecelerde mü’minler üzerine yağmur gibi yağar.

 

İslam dünyasının kutsal ayı Ramazan'ın da içinde bulunduğu, Miraç ve Berat kandilleriyle Kadir gecesinin idrak edileceği üç aylar ilki olan Recep, ikincisi Şaban ve üçüncüsü ise Ramazan ayıdır.

 

Diyanet İşleri Başkanlığı, Hicri Takvime göre Recep, Şaban ve Ramazan aylarını barındıran üç aylarda, gündelik hayatın tek düzeliğinden çıkıp, bu dönemi sosyal barışın ve huzurun bir vesilesi sayarak, karşılıklı sevgi ve hoşgörüyle karşılayacakları, kendi inanç ve değerlerini yaşama ve yaşatmayı öğrenecek bir süreç olarak nitelendirdi.

 

Üç aylar, ''kandiller geçidi'' olarak da ifade edilebilir, bu dönemin insanın günahlarından tövbe edip temizlenmesi için büyük fırsattır. İnsanların hayatlarında adeta otokontrol sisteminin kurulmasına yardımcı olan üç aylar ve kandillerin, dünyevi meşguliyetlerden sıyrılıp, insanların yaratılış gayesini düşünmesi için son derece değerli fırsatlardır. Miraç, Berat kandilleri ile Kadir gecesi ve Ramazan bayramı gibi Müslümanlar için tövbe etmenin, affın, manevi arınmanın ve kendini yenilemenin habercisi olan üç ayların müjdecisi Regaip Kandili üç ayların ilk Kandili olarak kutlanmaktadır.

 

 

Bu aylar mübârek gecelerle doludur. Recep ayının ilk Cuma gecesi, Regâip gecesi, yirmiyedinci gecesi, Mirac gecesidir. Şaban ayının onbeşinci gecesi Berat gecesi, Ramazan ayının yirmiyedinci gecesi de Kadir gecesidir.

 

“Üç aylar” diye adlandırılan Recep, Şaban ve Ramazan ayları, Yüce Allah’ın ruhumuza ikram ettiği faziletli ve feyizli bir zaman dilimidir. Yapılan dileklerin dalga dalga Allah’a ulaştığı, dökülen pişmanlık gözyaşlarının günâhları silip yok ettiği kandiller geçididir. Melekî olduğu kadar, şeytânî özelliklere de sahip ve günâh işlemeye müsait olan insanın günâhlarından tevbe edip temizlenmesi için üç aylar bir fırsattır. Kısaca üç aylar, günâhlardan arınma, sevaplarla bezenme mevsimidir. Ramazandan önce oruçla buluşanlar, Cuma namazına koşanlar, namaza başlayanlar, ibâdetlerini çoğaltanlar, tevbe ile Allah’a yönelenler... gibi mânevî kazanç elde edenlerin çokça görüldüğü anlardır üç aylar.

 

Mevlid (Veladet) Kandili ve İbadet

 

Regaip Kandili Nasıl İhya Edilmeli

 

Üç ayların faziletleri özetle şöyledir:

 

Receb ayı:

Dört kıymetli aydan biridir. Bir âyet-i kerime meali:

(Allah’ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, haram [hürmetli] olan aylardır.) [Tevbe 36]

 

Recep Ayı, gerek İslâm’dan önce, gerekse İslâm’dan sonra mukaddes bilinen bir aydır. İslâm dinî gelmeden önce, bu ay girer girmez, Arap kabileleri arasında harp etmek, baskın ve çapulculuk yapmak yasaklanır, herkes kendisini bu ayda güven içinde hissederdi. İslâm geldikten sonra da, bu aya olan hürmet devam ettirildi. Bu ay, Regâip ve Mirac gibi mübârek geceler ve ilâhî tecellilerle şereflendirildi.

Recep ayının başlangıcında Peygamberimizin şöyle duâ ettiği rivayetler arasında yer almaktadır:

“Ey Allah’ım! Recep ve Şabanı bize mübârek kıl, bizi Ramazana kavuştur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259.)

 

Ebû Bekre Nüfey' İbni Hâris radıyallahu anh' den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü şekliyle dönmektedir. Bir yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram olan aydır. Üçü birbiri ardınca gelen, zilkade, zilhicce ve muharremdir. Biri ise cemaziyelâhir ile şâbân arasında bulunan ve Mudar kabilesinin daha çok değer verdiği receb ayıdır. " Peygamberimiz:

- "Bu hangi aydır?" diye sordu. Biz:

- Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber sustu. O kadar ki, biz aya başka bir ad vereceğini zannettik.

-"Bu ay zilhicce değil mi?" dedi, biz:

- Evet, dedik.

- "Bu hangi beldedir?" diye sordu, biz:

- Allah ve Resulü daha iyi bilir, dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber bir süre sustu. Biz, bu şehre başka bir ad vereceğini zannettik:

- "Burası Belde-i Haram (Mekke) değil mi?" dedi, biz:

- Evet, dedik.

- "Bu hangi gün?" diye sordu, biz:

- Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dedik. Bir müddet sustu. Öyle ki biz o güne başka bir ad vereceğini zannettik.

- "Bugün kurban günü değil mi?" dedi, biz:

- Evet, diye cevap verdik. Sonra Resulullah sözlerine şöyle devam etti:

"Şüphesiz ki, sizin kanlarınız, mallarınız, ırz ve namusunuz, şeref ve haysiyetiniz, şu gününüzün, şu beldenizin ve şu ayınızın haram olduğu gibi, birbirinize haram kılınmıştır. Rabbinize kavuşacaksınız ve o size amellerinizi soracak. Sakın benden sonra birbirinizin boynunu vurarak kâfirlere dönmeyiniz. Dikkat ediniz! Burada bulunanlar bulunmayanlara sözlerimi ulaştırsın. Umulur ki, sözlerim kendilerine ulaştırılan bazı kimseler, sözümü işiten bazı kimselerden daha iyi anlayıp koruyabilirler. " Hz. Peygamber, sonra:

- "Dikkat edin, tebliğ ettim mi?" diye sordu, biz:

- Evet, diye cevap verdik. Resûl-i Ekrem:

- "Allahım! Şahit ol" buyurdular.

Buhârî, Hac 132; Müslim, Kasâme 29

 

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

 

(Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerir]

 

(Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi]

 

(Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye]

 

(Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevab verilir.) [Miftah-ül-cenne]

 

(Allahü teâlâ Receb ayında hasenatı kat kat eder. Bu ayda bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün tutana Cennetin 8 kapısı açılır. 10 gün tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, “Geçmiş günahların af oldu” der. Receb’de Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi. O da, Receb ayını oruçlu geçirip oradakilere oruç tutmalarını emretti.) [Taberani]

 

(Receb’de, takva üzere oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip, “Ya Rabbi onu mağfiret et” derler.) [Ebu Muhammed]

 

Recep ayında gerçekleşen bazı olaylar

 

Abdullah bin Cahş Seriyyesi

Hicretin 2. senesi, Recep ayı. Peygamber Efendimiz bu tarihte Abdullah bin Cahş'ı huzuruna çağırdı ve Müslümanlardan 8 kişilik bir birlik kumandasında Nahle Vadisine gideceğini emir buyurdu. Birliğe katılanlara hitaben de, "Sizin üzerinize birini tayin edeceğim ki, o en hayırlınız değildir. Fakat, açlığa, susuzluğa en çok dayanan, katlananınızdır"450 dedi.

Resûl-i Ekrem kumandan tayin ettiği Abdullah bin Cahş'a bir de mektup verdi. Bu mektubu iki gün yol aldıktan sonra açıp okumasını ve ona göre hareket etmesini emir buyurdu.

İki günlük yolculuktan sonra Abdullah bin Cahş, emir gereğince mektubu açıp okudu. Mektupta şunların yazılı olduğunu gördü:

"Bu mektubumu gözden geçirdiğin zaman Mekke ile Tâif arasındaki Nahle Vadisine kadar yürüyüp, oraya inersin. Oradaki Kureyş'i gözetler, alabildiğin haberleri gelip bize bildirirsin."451

Şu halde, bu seriyyeden maksat, Kureyş'in hareketini gözetlemek, ne gibi hazırlıklar içinde bulunduklarını tesbit etmekti.

Kahraman Sahabî Abdullah bin Cahş, Hz. Resûlullahın mektubuna, "Semi'nâ ve ata'nâ (dinledik ve itâat ettik)" dedikten sonra, mücahidlere de, "Hanginiz şehid olmayı ister ve makamı özlerse benimle gelsin. Kim de ondan hoşlanmazsa geri dönsün. Ben ise Resûlullahın emrini yerine getireceğim"452 diye hitap etti. Fedakâr mücahidler, tereddütsüz, kumandanlarının emrine amâde olduklarını bildirdiler.

Mücahidler nöbetleşe bindikleri develerle Nahle Vadisine vardılar. Orada konakladılar. Bu arada yükleri kuru üzüm ve yiyecek maddeleri olan Kureyş'in bir kervanı göründü. Gelip onlara yakın bir yerde konakladı.

Mücahidler bunlara karşı nasıl davranmaları gerektiği hususunda konuştular. Hücum etmeyeceklerine dâir önce bir karara varamadılar. Çünkü, içinde kan dökmek haram olan Receb ayının girip girmediğinde tereddüt ediyorlardı. Sonunda henüz Recep ayının girmesine bir gün var olduğu kanaatına varınca, ittifakla kervanı ele geçireceklerine dair karar aldılar. Tam o esnada Vâkıd bin Abdullah'ın attığı bir okla kervanın reisi Amr bin Hadremî öldü. Mücahidler, diğerlerin üzerine yürüdüler. İki kişiyi esir alıp kervanı da ele geçirdiler.

Kurtulanlar Kureyşlileri hadiseden haberdar etmek için Mekke'ye doğru kaçmaya başladılar. Mücahidler ise iki esir ve kervanla birlikte Medine'ye döndüler.

Seriyyenin başkanı Abdullah bin Cahş Hazretleri durumu anlatınca Fahr-i Kâinat Efendimiz hiddetle, "Ben size haram olan ayda çarpışmayı emretmemiştim" dedi ve ganimetten herhangi bir şey almaktan kaçındı.

Seriyyeye iştirak etmiş bulunan mücahidler Resûl-i Ekremin bu hareketi karşısında neye uğradıklarını şaşırdılar. Diğer Sahabîler de onların bu hareketlerini tasvip etmeyince bütün bütün ruhlarını büyük bir sıkıntı sardı.

Resûl-i Kibriyâya durumu izah ettiler:

"Yâ Resûlallah" dediler. "Biz, onu Receb'in ilk gecesinde ve Cemâziyelâhir ayının son gecesinde öldürdük! Receb ayı girince kılıçlarımızı kınına soktuk!

"Buna rağmen Resûlullah kendisi için ayrılan ganimeti almadı. Çünkü, ortada bir şüphe söz konusu idi.

Nitekim, Mekkeli müşrikler de bu hareketi dillerine doladılar ve dedikodu yapmaya başladılar:

"Muhammed ve Ashabı haram ayı helâl saydı. Onda kan döktüler. Mal aldılar. Adam esir ettiler.

"Bu dedikodular Medine'den duyuldu. Diğer taraftan Medine'de bulunan Yahudiler de ileri geri konuştular. Bir taraftan seriyyeye iştirâk etmiş bulunan mücahidler bu hareketlerinden dolayı üzüntü duyuyorlardı. Diğer taraftan Mekkeli müşrikler ve Medineli Yahudiler ileri geri konuşuyorlardı. Peygamber Efendimiz ise kendisine ayrılan ganimeti kabul etmiyordu.

Bir müddet sonra Efendimize vahiy geldi ve meseleyi halletti. İlgili âyette şöyle buyuruldu:

"Sana haram ayda savaşmanın hükmünü soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük günahtır. Fakat insanları Allah yolundan çevirmek, Onu inkâr etmek, Mescid-i Harâmı ziyaretten men etmek, oranın ahâlisini Mescid-i Haramdan çıkarmak, Allah katında daha da büyük günahtır. Fitne ise katilden daha büyük bir cinayettir. Onların elinden gelse, dininizden döndürülünceye kadar sizinle savaşmaktan geri durmazlar..."453

Seriyyeye iştirâk etmiş olan mücahidler bu âyet üzerine sıkıntı ve mânevi ızdıraptan kurtuldular. Peygamber Efendimiz de kendisi için ayrılmış bulunan ganimet hissesini kabul etti. Müşrikler ise esirleri için kurtuluş bedeli gönderdiler. Esirlerden sadece Osman bin Abdullah Mekke'ye gitti. Diğer esir Hakem bin Keysan ise Müslüman olup Medine'de kaldı.454

 

450. Sîre, 2/248-249; Tabakât, 2/9-10

451. Sîre, 2/252; Tabakât, 2/10

452. Sîre, 2/252; Tabakât, 2/10

453. Bakara Sûresi, 217

454. Sîre, 2/252

 

Hz. Fâtıma ve Hz. Ali'nin Evlenmesi

 

Hz. Fâtıma, Resûl-i Ekrem Efendimizin Medine'ye teşriflerinden 5 ay sonra Recep ayında Hz. Ali ile nikâhlandı. Hicretin 2. yılında Bedir Gazâsından sonra, Zilhicce ayında da evlendiler.

Hz. Fâtıma, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin en küçük kızı ve kızlarının en sevgilisi idi. Peygamber Efendimiz, bir gâzâdan veya bir seferden geldiği zaman ilk önce mescide gidip iki rekât namaz kılar, sonra Hz. Fâtıma'ya uğrar, daha sonra da Ezvâc-ı Tâhiratın yanına giderdi.537

Hz. Âişe (r.a.) der ki: "Ben, Fâtıma kadar sözü ve konuşması, Resûlullaha benzeyen bir kimse görmedim. Fâtıma, girdiği zaman, Resûlullah onu şefkatle karşılar, 'Hoş geldin' diyerek selâmlardı.

"Ben, Fâtıma'dan daha doğru sözlü bir kimse de görmedim."1 Hz. Fâtıma'nın (r.a.) yürüyüşü de Nebiyy-i Muhterem Efendimizin yürüyüşüne benzerdi.

Bir gün, Hz. Âişe'ye, "İnsanların, Resûlullaha en sevgili olanı kimdi?" diye soruldu.

Hz. Âişe, "Fâtıma idi" dedi.

"Erkeklerden kimdi?" diye sordular."Fâtıma'nın kocası" cevabını verdi.539

 

537. İstiâb, 4/1895

538. Taberî, 2/290-292

539. Tabakât, 1/248-249

 

Peygamberimizin Necaşinin Cenaze Namazını Kılması

Hicretin 9. senesi, Recep ayından bir gündü.

Hz. Resûlullahın etrafında birçok Sahabî vardı.

Bu sırada, "Bugün sizin salih bir kardeşiniz vefat etti. Kalkın onun namazını kılın!"693 buyurdu.

Sahabîler derhal hazırlandılar ve Hz. Resûlullahın arkasında saf bağlayarak "salih kardeşleri" üzerinde gâib namazı kıldılar. Namazdan sonra Resûl-i Ekrem, "Kardeşiniz Necaşî Ashame için Allah'tan mağfiret taleb ettik."694 buyurdu.

Bunun üzerine Sahabîler "salih kardeşlerinin" Habeş hükümdarı Ashame olduğunu öğrenmiş oluyorlardı.

Medine'ye yaklaşık bir hafta sonra gelen haber; Habeş Hükümdarının aynı günde vefat ettiğini bildiriyordu.

Habeş Necaşîsi Ashame, Hz. Resûlullah tarafından bir mektupla Hicretin yedinci senesinde İslâma dâvet edilmiş ve derhal Müslüman olmuştu. Müslüman elçiye de, "Keşke şu saltanata bedel Muhammed-i Arabinin (a.s.m.) hizmetkârı olsaydım. O hizmetkârlık, saltanattan çok daha üstündür"695 demişti.

693. Müsned, 3:400.

694. Müslim, 2:657.

695. İbn-i Kesîr, Sîre, 2:30.

 

Şaban ayı:

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin, oruçluyken arz edilmesini isterim.) [Nesai]

(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi]

(Şaban’da üç gün oruç tutana, Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali]

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Şâbanın ikinci yarısında oruç tutmayınız. "

Tirmizî, Savm 37. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Savm 13.

 

Şaban ayında gerçekleşen bazı olaylar

 

Peygamberimizin Torunu Hz. Hüseyin Dünyaya Geldi

Hicretin dördüncü yılı Şaban ayında Resûl-i Ekrem Efendimizin torunu, Hz. Ali'nin ikinci oğlu Hz. Hüseyin Hz. Fâtıma'dan dünyaya geldi.

Doğumunun yedinci gününde Peygamber Efendimiz bu nur topu torunu için akika kurbanı olarak iki koç kestirdi. Kulağına ezân okuyup ismini koydu ve saçını kestirdi.Torunu Hz. Hasan gibi, Hz. Hüseyin de Nebiy-yi Muhterem Efendimize benzerdi. Bu her iki torunu için Efendimiz: "Allah'ım! Ben, bunları seviyorum. Sen de sev bunları"55 diyerek duâ etmiştir.

 

Birgün Ebû Eyyûbi'l-Ensarî (r.a.), Resûl-i Kibriyâ Efendimizin huzuruna girdiğinde onun Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'le oynadığını gördü, "Yâ Resûlallah, sen onları çok mu seviyorsun?" diye sorunca Peygamber Efendimiz şu karşılığı vermişti:

"Nasıl sevmiyeyim ki? Bunlar, benim dünyada kokladığım iki Reyhânımdır."56

55. Tirmizî, Sünen, 5:661.

56. A.g.e., 5:657.

 

Teyemmüm Hicretin beşinci yılanda meşru olmuştur. Peygamber efendimizin Medine'ye hicretlerinin beşinci senesi Şaban ayının ilk günlerinde Peygamberimiz Huzaa kabilesinin bir oymağı olan "Beni Mustalık" savaşında bin kişilik bir ordu ile susuz bir yerde gecelemişlerdi. Sabah namazını kılmak için abdest alacak su bulamadılar. Sabahın erken bir vaktinde şu anlamdaki ayet-i kerime nazil oldu: "Yolculuk halinde olur da su bulamazsanız, temiz toprak ile teyemmüm ediniz." (Nisa: 43, Maide: 6) Böylece teyemmümle namaz kılmalarına Yüce Allah'ın emri çıktı. Ashab-ı Kiram sevindiler ve teyemmüm ederek sabah namazını kıldılar.

 

Ramazan ayı:

Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]

 

Ebû Ümâme Sudayy İbni Aclân el-Bâhilî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i Vedâ hutbesi'nde şöyle buyururken dinledim demiştir:

"Allah'tan korkunuz. Beş vakit namazınızı kılınız. Ramazan orucunuzu tutunuz. Mallarınızın zekâtını veriniz. Yöneticilerinize itaat ediniz! (Bu takdirde doğruca) Rabbinizin cennetine girersiniz. "

Tirmizî, Cum'a 80

 

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Ramazan ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır. "

Buhârî, Savm 5, Bed'ul-halk 11; Müslim, Sıyâm 1, 2, 4, 5

 

Ramazan Orucunun Farz Kılınması

Ramazan orucu, Kıble'nin Kâbe tarafına çevrilişinden bir ay sonra, Peygamberimizin Medine'ye hicretinin 18. ayının başlarında, Şaban ayında farz kılındı. Bu hususta indirilen âyetlerde meâlen şöyle buyruldu:

"Ey îmân edenler! Oruç, sizden evvelki ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı - tâ ki günahtan sakınıp takvâya eresiniz.

"O Ramazan ayı ki, insanlara doğru yolu gösteren, apaçık hidâyet delillerini taşıyan ve hak ile bâtılın arasını ayıran Kur'ân, o ayda indirilmiştir. Kim bu aya erişirse orucunu tutsun. Bu ayda hasta olan veya yolda bulunan, tutamadığı günler kadar, başka günlerde oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Tâ ki güçlük çekmeden oruç günlerinizi tamamlayın, sizi doğru yola iletmesinden dolayı Allah'ı tekbir ve tâzim edin - böylece Onun nimetlerine şükretmiş olursunuz."531

Ramazan orucu, İslâm dininin beş şartından biridir.

İbni Ömer (r.a.), Resûlullah Efendimizin bu hususta şöyle buyurduğunu bildirir:

"İslâm beş şey üzerine kuruldu:

1.Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Onun Resûlü olduğuna şehadet getirmek,

2.Namaz kılmak,

3.Zekât vermek,

4.Haccetmek,

5. Ramazan orucunu tutmak"532

Sadaka-i Fıtrın Vâcib Kılınması

Bu senenin Ramazan ayının sonlarına doğru sadaka-ı fıtr vermek vâcib oldu.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, küçük büyük, hür köle, erkek kadın her zengin Müslüman için kuru hurmadan bir sa' (1040 dirhem)* veya arpadan bir sa' veya kuru üzümden bir sa' veya buğdaydan bir müd (yarım sa') fıtır sadakası ayrılıp, bunun bayram namazından önce yoksullara verilmesini emretti.

531. Bakara Sûresi, 183-185

532. Buharî, 1/11

* Bir dirhem 3 gramdır.

 

 

Çarşamba, 24 Haziran 2009 08:33 tarihinde güncellendi  
İlmihalsiz Müslümanlık Olmaz

Âhir zamanda İslâm dinini, Şeriatı, Peygamberimizin sünnetini yaşamak ve uygulamak avucunda kor tutmak kadar güç olacakmış. Efendimiz böyle buyuruyor.

Buna mukabil bir müjde var: İslâm'ın ilk devrinde, bu dinin onda dokuzunu yaşayanlar kurtulacakmış; ahir zamanda ise onda birini uygulayanlar (tabii bu onda birin içinde beş vakit namaz ve diğer kesin zaruri muhkem dini emirleri yerine getirmek; riba, zina, zulüm, israf gibi yasaklardan kaçınmak vardır.)

İslâm`ın temel bilgileri, hükümleri, emirleri, yasakları, öğütleri ilmihâl ve ahlâk kitaplarında yazılıdır. Her Müslüman evinde mutlaka ilmihâl bulunmalıdır. Her Müslüman mutlaka ilmihâlini okumalıdır ve öğrenmelidir.

Devamını oku...

Namaz Kılıyormusunuz?
 

Diğer Dillerde İlmihal

Şu anda 34 ziyaretçi çevrimiçi

Yeni Yazılardan Haberdar Olmak İçin E-mail adresinizi girin:

Günde 1 e-posta Postanıza gelen onay e-postasını mutlaka onaylayın
Topuklu ayakkabı caiz mi?

Topuklu AyakkabıDiyanet İşleri Başkanlığı, ses çıkartmak maksadıyla topuklu ayakkabı giymenin dinen caiz olmadığını belirtti.

 

Dini Sorular Komisyonu, resmi internet sitesinde sorulan ‘Bazı din adamları ses çıkardığı ve dikkat çektiği için kadınların topuklu ayakkabı giymesinin dinen caiz olmadığını dile getiriyor. Bunun dinde bir yeri var mıdır? Kadınların topuklu ayakkabı giymesi dinen caiz midir?’ sorusuna şu yanıtı verdi:

 

Devamını oku...

Web Stats